Affet!
Seni, ilk defa aldattım. Üç gün önceydi…
Her zaman ki gibi yanına gelmek için işten çıkmıştım. Bir farklılık yapayım dedim kendi kendime, sana çiçek aldım, İstiklalden. Minibüse bindim, yorgunluğum kelimelere dökülemez cinstendi –ben de dökemedim- Sana gelebilmek için şoföre “hızlı, biraz daha hızlı” demek geçti içimden ama bilirsin, böyle şeyler yapamam. Hemen yanı başıma, kıyafetinden üniversiteli olduğu belli olan bir kız oturdu. Nerden mi anladım. Komik ama bir elinde t cetveli vardı, diğer elinde ise bir defter. İstemsiz bir şekilde “okuyor musunuz?” dedim. Bu cümleyi neden sordum bilmiyordum ama beni ona iten bir elektrik –heyecan, aldatma dürtüsü, seks güdüsü- (sen ne dersen o) vardı. Kız ise hiç çekinmeden “evet” dedi. Kız ile yolculuk boyunca konuştuk. Aslen Samsunluymuş. Annesi ve babası Samsun’da, kendisi ise İstanbul’da, bir yurtta kalıyormuş. Geveze bir kızdı, annesinin rahatsızlığından, babasının sinirli bir adam olduğundan ve ailesi hakkında bir sürü gereksiz şeyden bahsetti. Ben de senden bahsettim, o konuşurken benim susmam olmazdı. Kötü bir şey söylemedim merak etme. Yaşadığımız en güzel anılardan bahsettim ama en az müstehcen olanlardan.
Minibüsten inmiştik ama hala konuşuyorduk. Nereye gittiğimizi bilmeden yürüyorduk. Kızı daha fazla incelemeye başlamıştım. Siyah saçlarını, yeşil gözlerini, kusursuz vücudunu iyice kafama kazımıştım. Gereksiz kırmızı ojeleri, gözlerinin rengini göstermesi için sürdüğü yeşil rimeli bana seni hatırlatıyordu. Garip ama ondan hoşlanmaya başlamıştım. “Bir yere oturalım mı?” dedim. Ufak, sevimli bir kafeye oturduk. Elimdeki çiçeklere bakıyordu, ufak bir gülümsemenin ardından “kime aldın” diye sordu. Sana aldığımı söyledim. Üzüldüğünü belli etmek için bir mimik kullandı. Üzülmesine üzüldüm. Galiba benden hoşlanmaya başlamıştı. Saat onu geçmişti ve ben hala yanına gelmemiştim, merak ettiğini biliyor, hissediyordum. Bulunduğumuz durum hakkında espriler yapıyor, gülüyorduk. Düşünsene –veya düşünüp kendini heder etme, sadece dinle- minibüste tanıştığın bir insanla geçirilen bunca vakit, gerçekten komik. Dudaklarımız yavaş yavaş bir birine yaklaşmaya başlamıştı. Ellerim, onun tenini hissetmek istiyordu ki “eve gidelim mi?” diye sordum ve gittik. Ufacık göğüsleri, dolgun kalçası vardı. Ucu kıvrık, siyah, küt saçları onu çocuk gibi gösteriyordu. Yüzünde en ufak bir pürüz yoktu. Burnu biraz kemerliydi, kulakları ise biraz kepçe. Beni en çok etkileyen ise gözlerinin bu kadar manalı bakabilmesi idi ama ne olursa olsun bu ben değildim. Bu kadar kısa zaman diliminde bir insanla birlikte olmak bana göre değildi. Beni bu kıza iten güç neydi?
…Birden her şeyi anlamıştım. Allah kahretsin! Bu kız sana o kadar çok benziyordu ki...
Bekir, her zaman yaptığı gibi elindeki su şişesini havaya kaldırdı ve şişeyi öptü. Bir litrelik su şişesini üzerinde otlar bürümüş toprağın üstünde ters çevirdi ve akması için suları özgür bıraktı. “Seni seviyorum bir tanem, beni affet! ”