Soruya net bir cevap vereceğim ama bir hatırlatma yapmama izin verin; 1854’ten itibaren Osmanlı “borç tuzağına” düştü ve o günden 2009 yılına kadar (Atatürk dönemi hariç) hangi Sadrazam veya Başbakan “borçlanmamız ve yüksek faiz ödememiz” esas olan “finansal çarkımıza” çomak soktuysa, yok oldu!
Bu hatırlatma sonrası birkaç soru daha soralım ve “SENTEZE” gidelim...
Soru 1: Türkiye Cumhuriyeti nasıl bir yapı üzerine kuruldu?
Cevap 1: Koskoca bir imparatorluğun dağıldığı, topraklarının işgal edildiği bir ortamda; ekonomik anlayışı tam bağımsızlık, siyasi çimentosu “Ne mutlu Türküm diyene” olan “yeni bir ülke” meydana getirildi.
Soru 2: Peki küreselleşen yeni dünya düzeninde “ekonomide bağımsız olmak”, ilk günlerde hedeflendiği gibi mümkün mü?
Cevap 2: Yeni dünya düzeninde, dünya genelinde yayılan liberal tez sayesinde; yapı, sisteme hakim olanların, sisteme dahil olanların varlıklarını ele geçirmesi sürecine dönüştü. Dünya, küreselleşenler ve küreselleştirilenler olarak ikiye ayrıldı. Bu noktada ayrım ve farkındalık çok önemli.
İlk gün hedeflendiği kadar “bağımsız” olmak mümkün, tek şart; sistemi doğru anlamak ve sisteme “entegre oluyorum” başlığı altında “yem olmamak”. Örnek: Bize bankacılık sektörünün yüzde 100’ünü yabancılara açın diye baskı yapan Almanya’da bu oran yüzde 5.
Soru 3: Değişen ve küreselleşen dünyada bana göre “sözde büyür görünen” Türkiye, sadece “sıcak para-borç döngüsünde” ilerlerse; “İyi yolda ilerliyor” denebilir mi?
Cevap 3: Türkiye’de bazıları özellikle ‘propaganda’ yapma derdinde olanlar. Türkiye’nin iyi yolda olduğunu ve ekonomisinin büyüdüğünü düşünüyorlar veya en azından böyle düşündüklerini iddia ediyorlar. “Mükemmel” olduğu iddia edilen yapının üzerine kurulduğu üç temel ayak var; ithal tüketim ile büyüme, sıcak para, borçlanma-borç öteleme...
Cevap 4: Türkiye’nin rakibi sayılabilecek ülkelerde durum nasıl? Söz konusu ülkeler büyüme ve sağlam ekonomiye geçiş programlarını üç temel ayak üzerine bina ediyorlar; borç konsolidasyonu, üretim ve doğrudan sermaye.
Durum çok net: Türkiye “Aman ne güzel borçlanıyorum” diye sevinirken, diğerleri borçlarını akılcı planlar ile konsolide edip, en azından yeniden borçlanmadan (borcu sabit kılmak bile konsolide etmektir) doğrudan sermaye girişini özendiren tedbirler alıyorlar. Türkiye ise yeniden borçlanarak, üretim yerine ithalatı tetikleyerek, konsolidasyonu tabu haline getirerek adeta sahte bir gebelik yaşamaya devam ediyor...
Sevgili dostlar, şimdi gelelim “ana konuya” Burası çok önemli; Başbakan Erdoğan “yukarıdaki sahte büyüme tezi” ile “hemfikir”! Bu benim saptamam, gözlemim! Bana göre Türkiye’nin “bu tuzaktan çıkması gerektiğini” düşünüyor ve IMF ile “anlaşmayarak” bu çarka ilk çomağı sokmak istiyor! Çok ama çok önemli bir hareket! Yapabilirse; koyduğu teşhise uygun hareket edebilir ve “direnip-dayanabilirse” Türkiye’nin “gidişatı” değişebilir... Bu arada “AK Partiyi ve Başbakanı” gerektiğinde en ağır şekilde eleştiren ve “sistemi çözmüş” biri olarak diyorum ki; şimdi “bu direnişe” destek zamanı! İnanın bana “bu çarktan kurtulursak” uçarız! Bu noktada Başbakan Erdoğan’a da samimi bir hatırlatma: uğraştığı çarkın “yarıçapı” çok ama çok büyük; 1854’ten 2009’a uğraşan herkes, “evinde” oturuyor veya “oturamıyor”! Lütfen çok ama çok dikkatli olsun ve gerekli bütün tedbirleri alsın!
Ne yapmaya çalıştığını da Türk Halkı’na anlatsın! Her türlü yardıma elimizden geldiğince hazırız!
Yaşasın tam bağımsız, ekonomik anlamda tuzaklardan kurtulmuş TÜRKİYE!
Yiğit BULUT / VATAN