Kafaları en fazla meşgul eden sorulardan biri küresel ekonomideki aşağı gidişin ivmesinin kalıcı bir şekilde azaltılması ve ondan sonra da yukarı çıkışın nasıl sağlanacağı. Dünya ekonomisi son on yıllarda büyük ölçekte ABD ekonomisini ve onun tüketici gücünü itici motor olarak kullanarak büyüdü. Tabii, Japonya hariç, diğer gelişmiş ülkeler de, belirli oranlarda benzer küçük motorlar oluşturdular. Bu büyüme modelinin temelinde gelişmekte olan ülkeler açısından ‘ihracata dayalı büyüme modelleri’ geniş yer tuttu. Model, aynı zamanda, bugünkü krize yol veren ‘küresel dengesizlikleri’ de beraberinde getirdi. Şimdi, başta ABD olmak üzere bu büyüme modeline sahiplik eden gelişmiş ülkeler ‘knock out’ olmuş durumdalar.
Örnek olarak ABD ile Çin arasındaki ilişkiyi ele alalım. ABD’de, tüketim harcamalarının milli gelir içindeki yüksek payının sürdürülebilirliği mümkün değil. Küresel tüketim ve uluslararası ticaret küçülünce son on yılda yüzde 13’ler civarında büyüyen Çin halk Cumhuriyeti’nde büyüme yüzde 6’lara düşmüş durumda. ‘Knock out’ olmuş bir ABD’nin tüketim harcamalarını eski düzeyinde tutamayacağı, dolayısı ile Çin’in kısa bir süre içinde yeniden o çift rakamlı büyüme oranlarını tutturması mümkün gözükmüyor. Böyle bir örnekten hareketle resmi tüm küresel ekonomiye teşmil edecek olursak ortada ciddi ve karmaşık bir sorunun olduğu anlaşılacaktır.
Belirttiğim ekonomik daralmanın bireysel olarak özellikle gelişmekte olan ülkeler için ekonominin ötesinde siyasi ve sosyal imaları var. Başta Çin ve Hindistan olmak üzere büyümesini üretim mallarının ihracatına dayamış olan ülkeler son 10-15 yıl içinde çok ciddi büyüme oranları yakalayarak her yıl geniş kitleleri fakirlik sınıfından orta sınıfa taşıdılar, ülkelerine refah ve kalkınma getirdiler. Rusya ve Brezilya gibi ana mal ihracatçıları da uzunca bir müddet sürekli büyümenin fiyatları yukarı itmesi ile aynı faydaları yaşadılar. Dolayısı ile, alışılmış büyüme oranlarının devamı gelişmekte olan ülkelerde siyasi ve sosyal istikrarın devamı açısından hayati bir önem arz ediyor.
Bu noktada, yere serilmiş ve uzunca
zaman kendine gelemeyecek olan bir gelişmiş ülkeler grubu ile istikrar ihtiyacı içinde olan gelişmekte olan ülkeler çözümü ‘gelişmekte olan ülkelerin kendi iç tüketimlerini canlandırmasında’ görüyor. Bu bağlamda, en fazla rol de BRIC olarak adlandırılan Brezilya, Rusya, Hindistan ve Çin’e düşüyor. Nerede ise bütün ümitlerin BRIC’e bağlandığı böyle bir çözüm çalışır mı ? Yoksa, yetkililerin yastığa kafalarını koyduklarında geceyi rahat geçirebilmek için kafalarında dizayn ettikleri iyimser bir çözüm mü?
Hindistan’da son dönemlerde her yıl nüfusun yüzde 1’i, yani 12 milyon kişi (Türkiye nüfusunun yaklaşık yüzde 16’sı) fakirlik sınıfından orta sınıfa geçiyordu. Çin’de hâlâ 900 milyon fakir insan var. Daha az nüfusa sahip olmakla birlikte Rusya ve Brezilya’da da durum çok farklı değil. Bu rakamlara bakıldığında ve bir de bu sınıf atlamanın üzerine altyapı ve refahı ve yaşamın kalitesini arttıracak hizmet ihtiyaçları koyulduğunda düşünülen çözüm matematiksel olarak imkânsız gözükmüyor. Ancak, kalkınma ve refah artışı çok karmaşık ve zor bir konu. Demokrasi, kültür, toplumsal dayanışma ve güven, sosyal kumaş, eğitim, hukuk, şeffaflık gibi ‘software’ unsurları başarıyı zorlaştırıyor. Bu açıdan baktığınızda çözüm zor, dolayısıyla iyimser gözüküyor.
Ancak bir şey kesin gözüküyor. Son dönemlerde küresel ekonomik büyümeye yol veren ‘ihracata dayalı büyüme modeli’ geçerliliğini kaybedecek. Diğer bir deyişle, ‘her koyun kendi bacağından asılacak’. Toplantıda Brezilya Kalkınma Bankası Yönetim Kurulu Başkanı Luciano Coutinho’nun da, belirttiğim çözüm önerisi bağlamında Brezilya ve Çin ilişkilerinin tartışıldığı panelde altını çizdiği gibi ‘küresel üretim yapısında yeni bir pozisyonlama’ olacak. Bu, şüphesiz, aynı zamanda, ülkelerin kendi ekonomilerini üretime dönük olarak yeniden yapılandırmaları gereğini getirecek. Bu hususlar, Türkiye açısından hayati önem arzediyor. Zira, yarından başlayarak ‘gelecek’, Türkiye’nin çoktan beri unuttuğu ‘üretim’ gerçeği ile şekillenecek. Her şey bu gerçeğin etrafında oluşacak.
Korkmaz İLKOKUR / RADİKAL